Size 180 gün ömür biçilse ne yapardınız?

Size 180 gün ömür biçilse ne yapardınız?

Size 180 gün ömür biçildiği söylense ne yapardınız? Soruyu duymak bile belki içinizi ürpertti muhtemelen ama bazı insanlar bunu duydu fakat hiç ümitsizliğe kapılmadı, yılmadı. İsimleri umutla eşdeğer hale geldi. Dida Kaymaz da bunlardan bir tanesi.

483 Kez Okundu
30 Nisan 2015 Perşembe 19:20
loading...


Dida Kaymaz tam 9.5 yıl önce kansere yakalanmış. Doktorlar, "180 gün" ömür biçmiş, "Sadece bu hastalığa teslim olmamam gerektiğini biliyordum." diyor. Belki de bir insanın asla öğrenmek istemeyeceği şeylerden biridir ömür süresi. Her ne kadar hepimiz bunu yaşayacağımızı bilsek de. Ancak Dida Kaymaz buna da karşı savaşmayı başarmış. Yıllardır da kurduğu "Kanserle Yaşam Derneği"nde diğer hastalara umut oluyor.

- Uzun yıllardır kanserle savaşıyorsunuz? Tedaviniz ne aşamada?

Neredeyse 10 yıla yakın tam 9,5 senedir kanserle mücadele ediyor ve ona teslim olmamak için elimden geleni yapıyorum. Geçen 10 sene zarfında bir insanın yaşayabileceği ve sabrının sınanacağı her kanser aşamasını yaşadım. İlk başlarda 180 gün ömür biçildi bana yaşama süresi olarak. Kanser başladığı gibi durmadı, birçok organıma sıçradı, beynime bile metastas yaptı. Çok şükür Allahıma bana mücadele etme gücü verdi ve sevdiklerimin bana gösterdikleri koşulsuz anlaşış ve sevgi ile 9.5 yılın sonunda çok küçük bir akciğer tümörü ile yaşamaya devam ediyorum. Geçtiğimiz günlerde de yoğun bir tedavi sürecini tamamladım, tedavim aralıklarla devam edecek. Şu anda tedavim kontrol altında ve sürekli iyiye gidiyor.

Geçtiğimiz 9.5 sene boyunca toplamda 7 organımda gelişen kanser ile mücadele ettim ve şu anda akciğerimde arta kalan küçük bir tümör var. Nerelerden buralara geldiğim düşünülürse, içinde bulunduğum durum çok önemli görünmeyebilir ama sonuçta tek bir organda da olsa aynı mücadeleye devam ediyorum. Doktorlarımın öngörülerine göre, aylarla tanımlı bir süre sonra bu hastalığa veda edebileceğim İnşallah.

 

"TESLİM OLMAMAM GEREKTİĞİNİ HİSSETTİM"

-  Kanserle mücadele etmek kuşkusuz zor bir psikoloji. Neler hissediyorsunuz?

Kanser olduğumu ilk öğrendiğimde çok farklı bir psikoloji yaşadım, şaşırdım, ilk önce ne yapacağımı bilemedim ama bu hastalığa teslim olmamam gerektiğini hissettim. Var gücümle mücadele etmeye karar verdim. Kanserli insanın psikolojisi çok farklı, her şeyi içinizde yoğun yaşamaya başlıyorsunuz. Aslında bu hastalığın ne aşamada olduğuna göre sürekli değişen bir psikoloji. Sizinle uyuyup sizinle uyanan bir hastalık ile mücadele etmek zaman zaman yıpratıcı oluyor. Fakat her olumsuzlukta dahi mutlaka bir umut ışığı olduğuna ve bunu yakalayabildiğime inanıyorum. Kanserle mücadele tıbbi bir mücadele olduğu kadar psikolojik de bir mücadele. Şu anda mutlu ve hayatla barışık bir kadınım. Ancak ilk başlarda çok daha mutsuz, güvensiz, endişeli ve umutsuz günlerim oldu. Bu hastalık ile beraber yaşamayı öğrenmek ve hastalığı kabul etmek ile başlıyor iyileşme süreci. Yaşama tutunmak, pes etmemek, kendini bırakmamak ve her zaman kendi kendinizi motive edecek bir gücü içinizde bulundurmanız gerekiyor. Ama bütün bunları sağlamak söylendiği kadar kolay değil hem de hiç değil. Ancak bunu başarmanın, başarılı tedavi sürecinin anahtarı olduğuna inanıyorum.

"EN ÇOK SEVİLDİĞİMİZİ BİLMEK İSTİYORUZ"

-  Sizce kanser hastalarının duygusal olarak en çok neye ihtiyacı var?

Her koşulda sevildiklerini bilmeye, yalnız olmadıklarını hissetmeye, kendilerine normal bir birey olarak davranılmasına, doğru yönlendirilmeye ve multi disipliner bir iyileşme sistemini hayatlarına sokmaya ihtiyaçları var. Kanser hastalığı ile mücadele duygusal bir hazır oluş ve yüksek bir moral destek istiyor ama bunlarla birlikte hastalıkla nasıl mücadele edileceğinin, sorunun nasıl ele alınacağının çok iyi analiz edilip, tanımlanması gerekiyor. Kanserle mücadele sadece tıbbi yöntemlerle yani ameliyat, ışın ve kemoterapi süreçleriyle ele alınacak ve çözüme kavuşturulacak bir süreç değil. Çok daha geniş bir alanda farklı uzmanlık alanlarının işe koşulmasını, beslenme biçimlerini, yaşam ve düşünce biçimlerini işe koşmayı yani multi disipliner bir yaklaşımı takip etmeyi gerektiriyor. Tabi bütün bunların yapılabilmesi için kanserli kişi ve ailelerinin çok iyi bilinçlenmesi, multi disipliner yaklaşımın neleri gerektirdiğini çok iyi öğrenmesi ve takip etmesi gerekiyor. Şahsen ben multi disipliner ve kişiye göre düzenlenen bir tedavi protokolü olmadan iyileşme oranının çok olacağına inanmıyorum.

 

"HASTALIĞI KABULLENİN AMA BOYUN EĞMEYİN"

- Türkiye’de kanser hastası olmak ne gibi süreçlerden geçmek demek?

Ben bunun her ülkede farklı olmadığı görüşündeyim. Kanser hastası olanların ortak bir dili olduğuna ve bu dilin konuşulduğuna inanıyorum. İlk başta ciddi bir öfke duyuyoruz ve "neden ben" diye sorguluyoruz. Çoğumuz kendimize yakıştıramıyoruz ve inkar ediyoruz. Ardından psikolojik olarak çöktüğümüz bir dönem oluyor. Tedavi ile birlikte çoğumuzda bir kabullenme süreci başlıyor. Benim inancıma ve deneyimime göre de bu kabullenme süreci ile iyileşme başlıyor.

Ancak hastalığı kabullenmek ona boyun eğmek anlamına gelmiyor. Düşmanını kabul etmekle, onu tanımaya, incelemeye ve onunla nasıl mücadele edeceğini araştırmaya başlıyorsunuz. Kanserle mücadele eden ve başarıya ulaşan herkes benzeri süreçlerden geçiyor.

Türkiye’de ne yazık ki bu süreç çoğu kanser hastası için olumlu geçmiyor. Yaklaşım daha çok tıbbi olduğu ve multi disipliner yöntemlere kanser hastaları yönlendirilmediği için bu kişiler tıbbi tedaviyi aldıktan sonra kendileri için yapılabilecek her şeyi yapmış gibi düşünüyorlar. Bu süreçten sonra Allah’a dua etmekten, iyileşmeyi ummaktan başka bir şey yapmıyorlar. Bilgisizlikleri kaderlerinin böyle olduğuna inanmalarına neden oluyor.

"PSİKOLOJİ İYİLEŞMEMNİN BAŞROLÜNDE"

- Sizce çevre kirliliği, yaşam tarzı vb. etkenler kadar psikoloji hastalığı etkiliyor mu?

Psikolojik durumun bağışıklık sistemi ile ilgisi artık bilimsel verilerle de açıklanılmış inkar edilemez bir gerçek. Bu da multidisipliner iyileşme yönteminin en önemli ayaklarından biri. Benim iyileşme sürecimde psikoloji hayatımda başrol oynadı. Düzenli çalıştığım bir psikiyatristim ve onkopsikoloğum oldu.

 

ERKEN TEŞHİS KANSERDE KİLİT ROL OYNUYOR

- Yetişkin ve çocuk kanserlerinin artışını neye bağlıyorsunuz?

İyileşme kadar hastalanma süreci de birden fazla etkeni barındırıyor. O kadar enteresan vakalar ile karşı karşıya kalıyoruz ki nedenini hiçbirşeye bağlayamazsınız. En son ailesinde hiçbir kanser vakası görülmemiş 13 aylık bir bebeği toprağa verdik. Erken teşhis kanserde iyileşebilmek için kilit rol oynuyor. İstatistik tutmak, kanseri istatistik ele almak yerine vaka vaka konunun değerlendirilmesi taraftarıyım. İlla ki bir şeyler söylemek gerekir ise  doğal yaşamdan uzaklaşmamız, beslenme alışkanlıklarımızın değişmesi, aşırı stres altında bir yaşam sürmemiz, yaşamımızdaki düzensizlikler, aşırı alkol ve sigara kullanımı, genetik faktörler, DNA yapımızdaki değişiklikler, hastalıkların zihinsel nedenleri kanseri tetikleyen başlıca etmenler diyebiliriz.

- Derneğin faaliyetlerini anlatabilir misiniz?

Kansersiz Yaşam Derneği’nin başlıca iki amacı var, biri sağlıklı insanların yaşamlarına sağlıklı devam edebilmesi için verilen eğitimler, erken teşhis için tarama çalışmaları, sağlıklı yaşam adına bilgilendirme çalışmaları yapmak. İkinci amacı ise kanser hastalarının yaşam kalitesinin yükseltilmesi için psikolojik destek vermek, kanser hastalarımızın tedavi gördüğü hastanelerin yaşam koşullarının yükseltilmesi için gerekli çalışmalar yapmak. Bütün bunları yapabilmek için de düzenli olarak kaynak ve gelir yaratmamız gerekiyor. Zaman zaman bunun için etkinlikler düzenliyoruz.

 

 

Benzer Haberler

loading...



Anahtar Kelimeler DİDA KAYMAZ

Yorum Gönder