"Kadın" yazar olmak!

Pakize Ömürlübay

30 Ocak 2015, 10:46 Eklendi | Makale 4857 kez okundu |

       

     Yazmak başlı başına yürek isteyen bir eylemdir. Silahlardan daha üstün bir savaş aracı varsa  o da kalemdir şüphesiz. Peki yazının cinsiyeti olur mu? Ya da yazarın? Bu tür ayrımlar teoride söz konusu olmayabilir lakin, yaftalanmak, suçlanmak, eleştirilmek ve bastırılmak gibi bir takım etkilere maruz kalan bilhassa kadın yazarların varlığından bahsetmemek gerçeklerin üstünü örtmekten başka birşey değildir.

            Toplumdan topluma farklılık gösteren bu anlayış, bizim gibi ataerkil anlayışına sahip toplumlarda sıkça görülmektedir. Yazının bilimsel bir yere gittiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Aksine bilimsel bir görüş bildirmiyor bilakis yaşadığım sürecin oldukça dramatik ve kaçınılmaz olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Gözlemlerimden de yola çıkarak, kadın yazarların, erkek yazarlardan daha az cesur ve daha az göz önüne çıkabildiği, kalemi başarılı olup da cesur olmayı becerebilmiş ve tanınmış kadın yazarlarımızın ise bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olduğunu görüyoruz.

            Vıcık vıcık aşk hikayelerinin, kamyon arkası bir ton söz dizisinin yer aldığı, edebi olarak nitelendirilen ve bir erkek yazar tarafından yazılan kitapların satın alınma oranı diğer kitaplara nazaran üst seviyelerde yer alıyor.

            Neden mi ?
            Bir erkekseniz ve biraz da sempatik, yakışıklı, kaytan bıyıklıysanız, üstelik yazılarınızda aşık olduğunuz kadınlar için ölüp bittiyseniz, ya da kendinizi gizlemekten hoşlanıyorsanız, böylece daha etkileyeceği olacağınızı düşünüyorsanız ve tüm bunların üstüne kitap okuyan çoğunluğun kadınlardan oluştuğu bir ülkede yaşıyorsanız piyasadan kaymağınızı alıyorsunuz demektir. Okuyucunun size aşık olmasını istemek gibi anlamsız bir egonuz vardır. "Keşke benim için de bir erkek ölse bitse" diye düşündürmek, böylece kendinizi bir ilah gibi tanıtmak ya da bulunmaz hint kumaşı imajı yaratmak hoşunuza gidiyor. Ayol kimin hoşuna gitmez ki zaten tüm bunlar? Ayrıca kitabının çıktığı günün akşamı "çok satanlar" listesine nasıl oluyor da bir anda girmesinden bahsetmiyorum bile.

            Bir kadın yazarsanız, yazdıklarınızı çekinmeden yazıyor, dile getirilmemiş bir çok bastırılmış duyguyu hemcinslerinizin ağzından yazabiliyorsanız ve gösterdiğiniz cesaretin örneğine pek rastlanılmayan bir toplumda yaşıyorsanız, 1-0 yenik başlıyorsunuz demektir. Bu yüzden daha çok çalışmalı, daha çok kişiye ulaşmalı ve birçoklarından iki kat daha yürekli olmalısınız. Kendinizi ve yazılarınızı kabul ettirmeniz oldukça zamanınızı alacak ve bunun yanında bir takım eleştirilere, anlamsız sorulara ve düşünmeden konuşan bir çoğunluğun etkilerine maruz kalacaksınız.

            "Acaba bu kadın tüm bunları yaşamış mı? Feminist midir nedir arkadaş? Ailesi yazdıklarına ne diyor? Nasıl bu kadar rahat olabiliyor?" gibi saçma sorulara cevap vermekten sıkılırsınız. Halbuki bir erkek yaşadığı aşkları kaleme alınca "aşk adamı" olurken, bir kadın yaşadığı aşkları kaleme alınca "Yok artık, kaç tane adam girmiş bu kadının hayatına?" diyip ismi kötü bir sıfatla tamamlanıyor. 

            Sözüm meclisten dışarı elbette. Kadın ve erkek bir çok usta yazarın kitaplarını okuyarak yazma işine niyetlendim. Nitekim şunu da kabul etmek gerekir ki, toplumlar popüler akım olan ne varsa onun peşinde sürüklenmekte. Asıl hedefi hiç şüphesiz rant sağlamak olan birçok yayınevi de popüler akımın gerektirdiği şekilde davranmakta ve bu şekilde ayakta kalmaktadır. Alan-satan memnun olduktan sonra bize sükunet etmekten başka bir iş kalmıyor tabiki. Ama sessiz kalmak, duyarsız olmak anlamında değil, aksine böyle kalıplaşmış düşüncelerin nasıl yıkılabileceği yönünde fikirler geliştirmek olmalıdır.
            Yazmanın kutsallığına inananlardanım. Laf olsun diye yazılan bir ton ıvır zıvırın rağbet gördüğü günümüzde, asıl güçlü kalemi olan ve özellikle kadın yazarlarımızın daha çok ön planda olduğu günleri görmeye niyetleniyorum.  Bugün popüler olan bir akım, yarın başka bir boyuta dönüşüyor, ertesi gün bambaşka bir boyuta... Yani zamana ayak uydurmak oldukça meşakkatli bir iş. Dolayısıyla balon misali yükselip bir süre sonra patlayanlardan ziyade, yıllar sonra bile hatırlanan, isimleri unutulmayan ve okunmaya değer nice eserler bırakan ustaları örnek almak, bir yazarın asıl gayesi olmalıdır diye düşünüyorum.

            Bundan yüzyıllar önce, usta bir kalem aşağıdaki tek cümleyle özetlemiş tüm bu anlatılanları. Oysa ben yeni yetmeliğimin verdiği heyecanla yazmaya çalıştım düşüncelerimi.

            "Öldükten sonra yaşamak istiyorsanız; ya okumaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yaşayın!" Victor Hugo

            Onun ve onun gibi daha nicelerinin yazdıklarını ve ismini neden hatırlıyoruz hala, bunu bir düşünmek gerekir önce.  İşte bunu anladığımız ve anlatılmak isteneni tek bir cümlede anlatabildiğimiz an gerçek bir yazar olabiliyoruz. Belki başaramayabiliriz ama bunun için çabalamak bile kendini gerçekleştirmek adına büyük bir girişimdir.

            Tabii o mertebeye erişebilmenin zorluğunu unutmadan, daha cesur ve toplumsal baskının sindirmeyi başaramadığı daha çok birey görmeyi temenni ediyorum.
 


Yorum Gönder