Birşeyi en son ne zaman karşılıksız yaptık? Ve en son ne zaman korkusuz ve koşulsuz birini sevdik? Bize ne şekilde geri döneceğini hesaplamadan, pazarlık yapmadan, sadece içimizden gelerek davrandık? Aslında pek de mümkün görünmüyor değil mi yaşadığımız hayat gereğince... Çünkü herşeyin bir karşılığı, bir ederi olmalı. Öyle gördük, öyle bildik. Korkularımızı yaratan en önemli etkenin beklentilerimiz olduğunu unuttuk. Ya olmazsa korkusu, ya kaybedersem korkusu... Oysa beklentisiz bir hayat içinde, bir kere o hafifliği ve rahatlığı hissettiğinizde ondan asla vazgeçemeyeceksiniz.

            Hesaplar insanları yorar...

            Herhangi birinden “seni seviyorum” gibi cümleler duymak herkesin hoşuna gider elbette. Ama bunu çoğu kişinin hissetmeden söylediğini gördüm. Durum o anda ne gerektiyorsa, öyle hareket eden insanlar tanıdım. Haliyle pek de dürüst sayılmazlardı. Bizlere göre sevgi, aşk, yanındakinin her daim seni göklere çıkarması, her zaman sevgi sözcüklerine boğması, yanyanayken ellerini tutup, gözlerinin içine bakması diye öğretilmişti.

            Ya tüm bunlar yanlışsa!?

Bir adam, bir kadın, bir dost, sürekli sevgi sözcüklerine boğmadan da sevebilirdi seni ve hatta bu sevginin daha güzel olduğu söylenebilirdi. Fakat biz, asla bildiklerimizden şaşmadık ve beklentilerimizden. Sorular geçip durdu kafamızın içinden. Acaba seviyor mu, sevmiyor mu? Acaba şuanda beni düşünüyor mu düşünmüyor mu? Acaba evlenecek miyiz, yoksa beni oyalıyor mu?

            İçimizdeki sevginin, tüm evreni aşacak kadar büyük olduğunu anladığımızda, bir başkası bizi sevmiyor diye ağlamayacaktık. Bu onun sorunuydu çünkü. Bu işte bizim herhangi bir kusurumuz yoktu. Onun sevgisizliği kendi içindeydi. Terkedilmenin sonucunun hep kötü olduğuna inandık. Sırf bu yüzden, birlikte geçirilmiş, güzel günleri de sildik attık kafamızdan. Büyük haksızlık ettik yaşanmışlıklara. Halbuki mutluluğu seçip, acıları bir kenara bırakıp, hırpalanmış herşeyi onarabilme gücümüz vardı. Yanlış öğrendik, yanlış büyüdük. Karşılık bekledik. Hep bekledik...

Sonra elimizde bir avuç beklentiyle başbaşa kaldık...

Geçmişi geri getirebilmek gibi bir gücümüz yok tabiki. Ama hayatımızı şekillendirebilecek herşeyi seçme hakkımız olduğunu unutmayalım. Bize sürekli etiket yapıştırıp, bizi sahiden de istemediğimiz bir hayatın içine sürükleyen ve bunu sırf kendileri daha önce yaptı diye, bizi de tüm bunlara zorlayan, sevgisizliği hissedip, sürekli sevilmeye ihtiyacımız olduğu duygusunu aşılayan çevremizi bir kenara bırakıp, beklentilerimizden ziyade aslında ne istediğimize ve bunlar için neler yapabileceğimize odaklanalım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.